top of page

KANLI DÜĞME / Öykü

  • Yazarın fotoğrafı: Düş ve Mitos
    Düş ve Mitos
  • 12 Ara 2025
  • 3 dakikada okunur

KANLI DÜĞME

 

Hasan Çelikkol

 

Öykü

 

İnsan bazen kendi gölgesinden bile korkar ama ben o gün hiçbir şeyden korkmuyordum.

Meyhaneden çıktığımda saat ikiydi. Kafamda ağır bir uğultu, midemde hafif bir bulantı…

Yağmur yağıyordu ve sarhoştum.

Köşeyi döndüğümde onun karşıdan geldiğini gördüm. Omzunda eski bir mont, yüzünde soğuk bir ifade.

 

x

 

Dün de aynı ifade vardı yüzünde. Aracımı apartmanın önüne çekmiştim. Tam kontağı kapatacakken, arabasını yanıma çekti. Camı açıp “Orası benim yerim birader” dedi.

Ne alaka dedim içimden.

“Senin yerin mi? Burada tabela mı var?” diye güldüm.

Bunu der demez adam öfkeyle dışarı fırladı. Yüzü kıpkırmızıydı. “Çek şu arabanı!” diye bağırdı.

Canım çok sıkılmıştı. Bu adam kim oluyordu da bana emirler veriyordu. Arabadan indim. “Sen ne diyorsun” diye ittim. Dengesini kaybetti. Yere düştü. Tam yumruğumu kaldırmıştım ki yanımızdan geçen iki genç araya girdi ve beni tuttu.

Adam ayağa kalktı, uzaklaşırken “Bu iş burada bitmedi,” diyerek arabasına binip gitti.

 

x

 

O da benim gibi sarhoş olmalıydı. Sallanmasından anlamıştım. Dünkü olayı hatırlasam da yanından geçip gidecektim ama geçerken omzunu bana çarptı. Durdum. O da durdu. Bir an, birbirimize kötü kötü baktık.

“Dikkat etsene” diye söylendim.

“Sen dikkat etsene,” dedi. Belki dünün acısını çıkarmak istiyordu

“Sen bana çarptın ama” dedim.

Adam sertçe, “Çarptımsa çarptım, ne oldu ki?” diye bağırdı. Üzerime doğru geldi. Üstüme doğru gelirken cebinden bir sustalı bıçak çıkardı. Bıçak, sokak lambasının solgun ışığında parlıyordu.

Geri adım attım. Daha önce de dedim ya bu gece hiçbir şeyden korkmuyordum. Bıçak vız gelirdi bana.

Yağmur hafif hafif yağmaya devam ediyordu.

Yüzümüzde yağmur damlaları…

İkimiz de tetikteydik.

İlk hamleyi o yaptı. Bıçağını savurdu, kenarından kurtuldum ama montumun kolu yırtıldı. Kollarımız birbirine çarptı.

İkinci bir hamle yaptı. İlk önce ne olduğunu anlayamadım. Sonra sıcak bir acı yayıldı bedenime.

Gözlerim karardı.

Dizlerimin bağı çözüldü. Yere düşerken, son bir gayretle montuna tutundum. Montunun ön kısmından bir düğme kopup avucumda kaldı. Soğuk, yuvarlak bir parça…

Adam uzaklaşırken ayak sesleri yağmurun sesiyle karıştı. Etraf bomboştu. Yerde yatarken, nefesim giderek azalıyordu. Avucumdaki düğmeyi sımsıkı tuttum. Gözlerim kapanmadan önce, bunun tek kanıtım olacağını biliyordum.

O an birilerinin bağırdığını duyar gibi oldum. “Biri ambulans çağırsın! Çabuk!”

Yağmurun sesi, uzak sirenlerin uğultusuna karıştı. Göz kapaklarım ağırlaştı.

 

x

 

Birkaç dakika sonra yanımda beyaz giysili insanlar belirdi. “Nabız zayıf, hemen sedye!” dedi biri. Nefesim sanki boğazıma tıkanmıştı. Beni kaldırdılar, soğuk metal bir sedyeye yatırdılar.

Ambulansın içinde sırtüstü yatıyordum. Üzerime eğilen bir hemşire, “Sakin ol, buradayız,” dedi. Bir şeyler söylemeliydim.

“Düğ…” diyebildim zorlukla.

“Ne diyor?” dedi diğer hemşire.

“Anlamıyorum ki” dedi ve eğilip kulağını dudaklarıma yaklaştırdı. “Ne diyorsunuz?”

“Düğ… düğ… düğme” diyebildim ama sesim yağmur damlaları gibi düşüp kayboldu.

Tüm güçsüzlüğüme rağmen elim hâlâ düğmeyi tutuyordu. Ama bir noktada parmaklarım gevşedi. Küçük, yuvarlak parça avucumdan kaydı, yere düştü. Ambulansın zemininde tek bir ses çıkardı: “tık”

 

x

 

“Tık” sesini duyduğumda o an bundan sonra olabilecekleri düşündüm.

Beni hastaneye getirdiklerinde hemşire yerdeki düğmeyi bulacak, söylediğim “düğme” sözünden hareketle düğmeyi hastanedeki görevli polise verecekti. Hastane polis görevlisi standart bir prosedür olarak kanlı düğmeyi olay yeri komiserine teslim edecekti. Muhtemelen olay yeri komiseri “Hıııım, tanık yok ama kanlı bir düğme var elimizde” diyecekti. “Eski tip. Üzerinde imalatçı damgası olan bir düğme.” Düğmeyi dikkatle poşete koyacaktı. Benim bıçaklandığımı öğrenen yakın arkadaşım Taylan Doğan müdahil olacak ve olayı araştırmaya başlayacaktı.

Taylan uzman bir dedektifti. İlk olarak olay yeri çevresindeki terzilere gidecekti. Yağmur altında dükkân dükkân dolaşacak, belki üçüncü dükkânda yaşlı bir terzi, düğmeye bakınca başını sallayıp “Bu düğmeyi tanıdım. Bu düğme geçen yıl özel siparişle dikildi. İsmi…” diyecekti. Ertesi gün de katil bir köhne meyhanenin arka çıkışında yakalanacaktı.

 

x

 

Aklımdan geçenlerle hafifçe gülümsemiş olmalıyım. Ama gülümsemek yetmiyordu.

Gözlerimin önünde ışıklar titredi. Göğsümdeki basıncı artırdılar, oksijen maskesi taktılar. Birisi kollarımdan damar yolu açarken, diğeri “Nabız gidiyor!” diye bağırdı.

Galiba ölüyordum.

“Nabız gitti!” dediklerini duyamadım. Sonra siren sesi uzak bir uğultuya dönüştü. İçimdeki sıcaklık tamamen çekildiğinde, başımdaki ses “Kaybettik…” dedi.

 

Beni taşıyan ambulans, yağmurun altında yoluna devam etti.

 


 
 
 

Yorumlar


1/5
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic
Follow Us
bottom of page